Felsefenin kalbinde bateri ve elektro gitar yatıyor.
Ve hergün yeniden baslar masal...
Bi’ nevi bağımlılık haline geldin hayatımda; ya da seni bağımlılık haline getiren bendim. Bilmiyorum.
Sabah gözümü açtığımda aklıma gelen ilk kişi sen oluyorsun, ilk görüntü seninle ilk buluştuğumuz gün.. Soğuk yağmurlu Kasım günü. Diğer günlerden farksız başlayan, soğuk, yağmurlu bi Kasım günü. Zaten o günü diğer günlerden farklı kılan da sendin. Her zamanki gibi yatağımın solundan kalktım ve yüzümü yıkamadan giyindim yine. Kahvaltı ettikten sonra yıkadım yüzümü, makyaj yapıp kulaklıklarımı aramaya başladım. Gece seni düşünürken müzik dinlemek hafifletiyordu acımı.. Ve uyuyup kalıyordum çoğu zaman yatağımın herhangi bir köşesinde.. Seni düşünerek, seni hayal ederek, seni bekleyerek ve özleyerek her geçen saniyede daha da fazla..
Yastığımın altında, günlüğümün sayfaları arasında duruyordu kulaklığım, kıvrılmış ve bozulmaya yüz tutmuş. Kulaklığın durduğu ilk sayfada şu yazılıydı “Hayat seni bekliyor, gülümse” … Umutsuzca kapattım günlüğü ve ceketimi alıp çıktım. Şemsiyem, cüzdanım, telefonum, çantam.. hepsi evden uzaklaştıkça geride kalıyordu daha fazla. Daha fazla özgür hissediyordum kendimi. Bağımsız…
Yağmur yağarken deniz kenarında yürümek gibi bir de alışkanlığım var. Yüzüme çarpan her bir yağmur damlasıyla birlikte, ağrıyan başımla başa çıkmaya çalışıyordum. Tıpkı geçen hafta sonu yaptığım gibi. Her şey aynıydı, farksızdı. Seni görene kadar..
Üzerinde kırmızı bir ceket vardı, masmavi gözlerinin parladığını görmüştüm tam da deniz kenarında. En sevdiğim kot pantolonunla da ilk o gün tanışmıştım zaten. Saçların dağınıktı yine, her zaman olduğu gibi. Ama ben sen, dağınık saçlarınla sevmiştim zaten. Telefonla konuşuyordun ve beni farketmemiştin. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki ayağa fırladım oturduğum banktan. İyiki kalkmışım. Beni gördün, baktın, sadece 1 saniye sürdü. Oysa ben gözlerinin içine çoktan dalıp gitmiştim bile.. Gülümsediğini son anda farketmiştim. Sonra kızaran yanaklarıma gitti ellerim, ve dağılmış -daha doğrusu hiç toplamadığım- saçlarıma dokundum, bana baktığını gördüm ve tekrar oturdum banka. Kalbim konuşmamı gidip tanışmamı istiyordu, deli gibi. Ama beynim sadece oturmamı emrediyordu. Gücümü kaybettiğimden seni görünce sadece oturmakla yetindim. Belki de oturmam daha iyi olmuştu, belki de hiç tanışmayacaktık oturmasaydım, yanımdan çekip gidecektin.. “Saatiniz var mı? “demeseydim belki de.. Belki de şu an ağlıyor olmayacaktım.
http://nefesalmakzorbazen.blogspot.com/ (blog beniiim)
Aptallık işte..
Ben de bir zamanlar çok sevdim evet.
Çok çabaladım ona kavuşmak için, çok bekledim, çok özledim geceleri, üşüdüm onsuz olduğum her an, gözyaşlarıma çok savaştım ben biri için, çok sevdim ben de. Çok hemde.
Çok uğraştım kaybetmemek için, ellerini ellerimden ayırmasın diye çok dua ettim, çok yasladım başımı omzuna, çok güldüm yanındayken, kahkahalar attık beraber, bazen tartışıp birbirimize sırtımızı döndük. Dayanamadık barıştık, sarıldık, ağladık, sonra güldük halimize. Aslında bunlar sonun başlangıcının işaretleriydi. Ama bilmiyorduk, fark edemeyecek kadar kördük. Birbirimizden başkasını görmüyordu gözlerimiz, kimseyle paylaşamadığımız şeyleri paylaştık, sırlarımızı anlattık, hayatımızı…
Hiç olmadığım kadar mutluydum, gece onunla kapatıp gözlerimi sabah onunla açıyordum. Ve güneş, her sabah bizim için doğuyordu sanki, yıldızlar gecemizin güneşiydi bizim. Öyle derdik hep. Alışmak mı yoksa aşk mı bilmiyorum ama, gözlerim onu arardı her gün, her saniye.. Ben olmadan neler yaptığını merak edip duruyordum. ” Ya başka bir kızla birlikteyse ? ” sorusu çok kurcalardı aklımı. Zaten tartışmalarımızın çoğu da bu kıskançlıktan çıkardı. Hep ben suçlu olurdum. Özür dileyen taraf hep bendim nedense. Ama öyle bir kör olmuşum ki, farkına varamamışım o zamanlar. Barışınca her şey kaybolurdu birden; bütün olumsuzluklar, bütün kavgalar, tartışmalar.. Hiç birisinin bir anlamı olmazdı gözümde. Seviyordum çünkü. Çok seviyordum, çok hemde.
Gözlerimi ondan alamıyordum, bakıp kalıyordum. Bunu fark edince bana doğru bakıp gülümserdi, ben de yanaklarında beliren gamzelerine bir kez daha aşık olurdum her seferinde.. Her seferinde kaybolurdum gözlerinin yeşilinde.. O bana bakmasa bile ben gözlerimi alamazdım gözlerinden. Onlar benim her şeyimdi o zamanlar. O yanımdayken güneşe, aya, yıldızlara ihtiyacım olmuyordu. Onunlayken her şey tamamdı, her şey iyiydi. Biz mutluyduk.. Yada ben öyle sanıyordum..
Gözleri parlayan, mutlu olan, aşık olan, çok seven, her gün onu bekleyen, özleyen benmişim sadece. Bakışlaına bin anlam yükleyerek, gamzelerini yada gözlerini beynime çizerek uyumakla hata yapmışım. Boşuna özlemişim, boşuna rüyamda onu görmek için dua etmişim her gece, boşuna süslenmişim, boşuna konu bulmuşum sohbet etmek için, boşuna uğraşmışım onu kazanmak için.. Ve boşuna anlatmışım herkese ballandıra ballandıra gözlerini, dudaklarını, burnunu, kirpiklerini, kaşlarını… Yüzünün her milimetresini boşuna ezberlemişim.
Boşuna sevmişim o kadar.. Aptallık işte.
”